Son Yazılar »

Angry Birds

2009 yılının Aralık ayında Apple App Store’da satışa sunulan ve şu ana kadar yaklaşık 12 milyon kez download edilen Angry Birds dünyanın en büyük spor final maçının – Super Bowl – reklam kuşağında yer alacak ve böylece Super Bowl tarihinde ilk defa bir mobil oyunun reklamı yayınlanmış olacak.

6 Şubat’ta oynanacak Super Bowl (Amerika Futbol Ligi’nde şampiyonluk maçına verilen ad) maçı her yönüyle tüm dünyanın ilgisini çeken sayılı spor maçlarından birisi olarak kabul ediliyor. Finali oynayacak takımların performanslarından, devre aralarında gösterilecek reklamlara, maçın canlı yayını esnasında kullanılacak teknojilerden yapılan bahislerin büyüklüğüne kadar her yönüyle tüm dünyanın ilgisini çekmeyi başarıyor. Geçtiğimiz yıl yapılan final maçının devre arasında Google reklamının bile yayınlanması başlı başına bir sansasyon olmuştu (reklam filmini buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.)

Bu sene ise Super Bowl reklam kuşağında Angry Birds oyununa yer verilecek. Reklam kuşağının bir diğer özelliği ise reklam içerisinde bir kodun yer alacak olması! Bu kodu oyunda girenler özel bir level oynama hakkını elde edecekler. Bu özel bölümü oynama hakkını elde edenler ise ucunda Rio de Janeiro seyehatıinin olduğu bir çekilişe katılma hakkı kazanacak. (Bu arada kodun oyun içerisinde nereye girilebileceği hakkında benim de bir fikrim yok ne yazık ki. Oyunun iPad versiyonunda böyle bir alan henüz göremedim.)

Neden Rio de Janeiro diye soracak olursanız; Angry Birds’ün 22 Mart’ta satışa çıkacak olan yeni versiyonunun adı “Rio”.

Super Bowl’da yayınlanacak reklamın bir diğer özelliği ise ilk defa yayınlanacak bir reklamı izleyiciler kare kare takip etmek zorunda çünkü reklam içerisinde yer alan kod çok kolay bir şekilde okunamayacak!

Şunu da belirtmeden geçmeyeyim; Angry Birds aynı zamanda Turkcell Uygulama Dükkanı’nda da Turkcell’lilerin beğenisine sunuldu. Oyunu ücretsiz olarak Android cihazınıza indirmek için ANGRYBIRDS yazıp 2580’e göndermeniz yeterli. Ayrıntılı bilgi burada.

Kaynak : Mashable

 

dena-logo

Japonya’nın GREE ile birlikte önde gelen sosyal mobil oyun şirketlerinden DeNA, 2010 yılında 1.3 milyar dolarlık gelir beklediğini açıkladı. 2009 yılı gelirlerinin 590 milyon dolar olduğunu düşündüğümüzde 2010 yılının çok ama çok başarılı geçtiğini söyleyebiliriz. DeNA’nın Zynga gibi diğer sosyal oyun geliştiricilerinden farkı oyunlarını Mobbage-Town adlı bir mobil portalden sunması. Başka bir deyişle Mobbage – Town’da yer alan oyunları Facebook, MySpace gibi sosyal ağlardan oynayamıyorsunuz. Sadece mobil ortamdan 22 milyon kişinin oynadığı 764 oyuna sahip Mobbage – Town oyunları içerisinden satılan sanal eşyalar, reklam satışları, avatar özelleştirmeleri vb. araçların 2010 yılında DeNA’ya 1,3 milyar dolar kazandırması bekleniyor.

zynga-logo-cmyk_rev2

Bundan sonraki dönemlerde operasyonlarını yurt dışına da açmayı planlayan DeNA’nın karşılaştırılabileceği yegane metrik veya oyun şirketi tabii ki Zynga! Zynga finansal bilgilerini borsaya kote olmadığı için açıklamıyor fakat çeşitli kaynaklarda yer alan haberlere göre Zynga’nın Facebook Credits komisyon bedeli olarak (Facebook komisyon bedeli %30) Facebook’a ödediği tutar aylık 30 milyon dolar. Çok basit bir hesaplamayla Zynga’nın aylık 100 milyon dolar kazandığı düşünülürse Japon DeNA’nın sadece mobil ortamdan kazandığı 1,3 milyar dolarla Zynga’dan daha fazla gelecek vaat ettiği düşünülebilir. DeNA’nın 400 milyon dolara geçtiğimiz dönemlerde satın aldığı ngmoco ise DeNA’nın mobil ortamda özellikle iPhone & iPad platformlarında 2011 yılında ne kadar agresif olacağının da bir diğer göstergesi.

Son bir karşılaştırma daha… DeNA Tokyo Borsası’na kote bir şirket ve pazar değeri yaklaşık 5.4 milyar dolar. Tahminlere göre de Zynga’nın pazar değeri 26 Ocak 2010 tarihi itibariyle 5.5 milyar dolar.

Özetle; sosyal oyunların geleceği mobilde!

Kaynak : TechCrunch

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen Inside Social Apps 2011 konferansında Facebook’un Commerce Product Marketing sorumlusu Deb Liu son zamanların en trend 2 konusu "sosyal alışveriş" ve "sosyal oyun"u aynı çatı altında toplayarak sosyal oyunlar içerisinde oyunculara ekstra avantajlar sağlayan sanal eşyaların (virtual item) "arkadaşlarla birlikte" daha uygun fiyatlara alınabilmesini sağlayacak bir uygulama üzerinde çalıştıklarını ve pilot uygulamaların da başladığını belirtti.

photo-620x250

Sosyal oyunlar içerisinde virtual item satın alma oranlarının %1-2 seviyelerinde olduğu günümüzde bu uygulamayla birlikte oyuncuların birbirlerini tetikleyerek satın alma kararlarını daha kolay ve hızlı verebileceğini tahmin ediyorum. Aynı zamanda bu kurguyla birlikte oyunlardaki "collaborative competition" (oyuncuların belli bir yere kadar birbirlerine rakip olmaları fakat belirli bir seviyede birbirlerine destek olma zorunlulukları) mekanikleri oyuncuları toplu satın almaya yönlendirecek şekilde tekrar dizayn edilecektir.

Bir kaç gün önce “lanse ettik” dediğim Footbo City’nin basın bülteni dün yayınlandı. Basın bülteni 19 ayrı gazete ve 100′den fazla web sitesinde yayınlandı. Forumlarda yapılan yorumlar son derece olumlu ve bir o kadar da bizlere yol gösterici… “Oyunda paranın zor kazanıldığı” şu ana kadar gelen yorumlar arasında frekansı en yüksek olanı… Oyunu “like” edenlerin sayısı 2.253′e ulaştı ve giderek de artıyor.

Eylül sonuna doğru Pixofun’la birlikte çok yeni ve ilginç kurgular ekliyor olacağız. Para kazanma kurgusundaki zorluklarla ilgili de mutlaka bazı değişikliklere gidiyor olacağız.

Footbo City ile ilgili en yeni gelişmeleri yine buradan paylaşmaya devam edeceğim. Simon Kuper’in de dediği gibi “Futbol asla sadece Futbol değildir!” :)

Bundan 1 sene önceydi, yıl 2009… Aylardan eylül… Bu “oyun” işinde ne yapsam da iş alanımı büyütsem diye düşünürken tüm dünyada hızla yükselen “social gaming” trendinden neden biz de faydalanmıyoruz ki diye kendime soruyordum… Şimdi yıl 2010, aradan 1 yıl geçti ve Türkiye’nin ilk ve tek futbol menajerlik – şehir kurma sosyal oyunu (social game) Footbo City’i lanse ettik…

Fikrin hayata geçiş sürecinden şu anda bahsetmeyeceğim (ilerleyen yazılarımda ayrıntılarıyla bahsedeceğim) ama sadece gerçekleştirmeyi çok istediğim bir projeyi gerçekleştirdiğim için bir ön yazı yazmak istedim…:)

Oyunu şu anda http://tr.footbo.com/FootboCity veya  http://apps.facebook.com/footbocity/ adreslerinden oynayabilirsiniz… Oyunu lanse edeli daha 1 hafta olmadı ama şu anda footbo.com forumlarında, oyunculardan çok ama çok değerli yorumlar geliyor. Projenin daha başındayız, önümüzdeki günlerde bu oyun yüz binler tarafından oynanır mı göreceğiz ama bunun üzerinde oyunu birlikte geliştirdiğimiz iş ortağımız Pixofun ile birlikte geceli-gündüzlü çalışıyoruz. Oyun şu anda potansiyelinin yüzde 30′una sahip… Yani şu anda geliştirmekte olduğumuz onlarca yeni özellik var ve önümüzdeki günlerde bu yenilikleri oyunda sunacağız.

Şu anda hiç bir tanıtım yapmıyoruz, bir kaç yeni özelliğimiz eklendikten sonra oyunu daha fazla kullanıcının duyacağını düşünüyorum. Footbo City ile ilgili tüm yenilikleri ilk olarak buradan öğrenebileceksiniz…

Şimdilik bu kadar… Unutmayın ki “Futbol sadece futbol değildir…” ;)

Sertaç

AC Nielsen’in yaptığı araştırmaya göre Amerikalıların internette geçirdikleri zamanla ilgili çarpıcı istatistikler var.

Top 10 Sectors by Share of U.S. Internet Time
RANK Category Share of Time
June 2010
Share of Time
June 2009
% Change in
Share of Time
1 Social Networks 22.7% 15.8% 43%
2 Online Games 10.2% 9.3% 10%
3 E-mail 8.3% 11.5% -28%
4 Portals 4.4% 5.5% -19%
5 Instant Messaging 4.0% 4.7% -15%
6 Videos/Movies 3.9% 3.5% 12%
7 Search 3.5% 3.4% 1%
8 Software Manufacturers 3.3% 3.3% 0%
9 Multi-category Entertainment 2.8% 3.0% -7%
10 Classifieds/Auctions 2.7% 2.7% -2%
Other 34.3% 37.3% -8%
Source: The Nielsen Company

Amerikalılar, internette geçirdikleri zamanın %22′sini Social Networing sitelerinde (Facebook, MySpace vb.) harcıyor. Bu aslında çok da ilginç, süpriz bir durum değil.

Bana göre asıl ilginç olan Amerikalıların e-maillerine bakarken harcadıkları zamanla, internette oyun oynamaya ayırdıkları zamanın 2009 yılına göre gösterdiği fark! 2009 yılında internette harcanan zamanın %11,5′i e-maillere bakmakla geçiyorken, %9.3′ü Online Oyun’ları oynamakla geçiyordu. Yani oyunla karşılaştırıldığı zaman e-maillere bakmaya daha fazla zaman harcanıyordu.

2010 yılında ise tablo değişmiş durumda. Amerikalılar oyun oynamaya, maillere bakmaktan daha fazla zaman harcamaya başladı ve internette en çok zaman harcadıkları aktivite oldu.

Bana göre böyle bir tablonun oluşmasında en büyük etken; Facebook. Çünkü Facebook’la birlikte insanlar e-mail atmak yerine Facebook üzerinden iletişim kurmaya başladılar. Ayrıca Facebook üzerinde yer alan binlerce Social & Casual Game ile oyun oynamaya ayrılan vakit de artmış oldu.

Mobil internet kullanımında ise tablo biraz daha farklı. Amerikalılar, mobil interneti genellikle e-mail’lerine bakmak için kullanıyor. E-mail kullanımının ardından mobil internet kullanılarak yapılan aktiviteler sırasıyla; portalleri gezme, Social Network sitelerini görüntüleme, arama yapma, eğlence, müzik, hava durumu ve spor içeriklerine bakmak olarak sıralanıyor.

Audio Post

Bu yazıyı dostum Mustafa Tan’ın blogu olan www.iPhoneTurkey.biz ‘de yayımlamıştım. Söylemeden geçmeyeyim; iPhone ve iPad’de beğendiğim oyunların incelemelerini iPhoneTurkey.biz’de yazmaya başladım…:) Oyun incelemelerim önce iPhoneTurkey.biz’de sonra burada…

Rehine kurtarma operasyonlarına çok da yabancı değiliz aslında. Bir çok Holywood filminde görmeye alışık olduğumuz sahnelerdir bunlar… SWAT takımları rehinelerin bulunduğu yeri çevreler, keskin nişancılar çatılara çıkar, rehineleri esir alanın istekleri dinlenir, orta yol bulunmaya çalışılır, bunlardan bir sonuç çıkmazsa operasyon başlar. Kısacası işler çok ciddi ve operasyonda bulunan herkes çok profesyoneldir.

Hector_Main

Hector : Badge of Carnage adlı oyunumuzun kahramanı Hector’un görevi de rehine kurtarmak fakat Hector’da yukarıda sayılan özelliklerin hiç biri yok. Oyunu da zevkli ve eğlenceli yapan da zaten bu ironik durum. Oyuna başladığınız andan itibaren sürekli ironik ve komik olaylarla karşılaşıyorsunuz.

Hector_Screen

Oyunda amacınız karakoldan çıkıp rehine kurtarma operasyonunun yapıldığı olay yerine gitmek ve insanları rehin alan fidyecinin taleplerini dinleyip, bu talepleri yerine getirmek. Oyunun heyecanını kaçırmamak adına fidyecinin taleplerini burada açıklamıyorum ama gerçekten garip ve beklenmedik talepleri olduğunu şimdiden belirteyim :)

Hector_Hostage

Oyunda yer alan cisimlerle sürekli olarak etkileşim halinizde olmanız gerekiyor çünkü puzzle’ları çözebilmek veya oyunda ilerleyebilmek için bu cisimleri çeşitli kombinasyonlarla kullanmanız gerekiyor. Oyunun heyecanını kaçırmak istemiyorum ama oyunun başladığı odada yer alan mazgalın içindeki ayakkabı bu duruma güzel bir örnek. Ayakkabıyı bulduktan sonra, ayakkabınızın ekranın alt tarafında yer alan ekranda belirdiğini göreceksiniz. Ayakkabıyı alarak işin bittiğini sanıyorsanız, ben gibi yanılıyorsunuz demektir :) Bu ayakkabının üzerine bir kez tıklayarak bu ayakkabıyı incelemeniz gerekiyor. Çünkü kahramınımız Hector’un odadan çıkabilmesi ayakkabıya değil, ayakkabının bağcığına ihtiyacı var.

Hector_Shoe

Oyunda cisimlere bakmak, cisimlerin veya karakterlerin kim olduğunu öğrenmek isterseniz cismin üzerine bir kez tıklamanız gerekli. Bu cisimleri almak, kullanmak veya karakterle konuşmak için 2 kez tıklamanız gerekiyor. Mekanlar arasında Hector’u gezdirmek için ise gitmek istediğiniz yere parmağınızı kaydırmanız yeterli.

Cisimleri oyunda yer alan başka bir cisimle kullanmak isterseniz (örneğin elinizde bir ataç var ve bunu kilitli bir kapıyı açmak için kullanmak istiyorsanız) önce ataca sonra da kapıya birer kez tıklamanız gerekiyor. Ayrıca etraftan topladığınız cisimleri birbirleri ile kombine bir şekilde kullanmak isterseniz her iki cismin de üzerine birer kez tıklamanız gerekiyor.

Hector_Instruct

Oyunda sürekli olarak elinizdeki cisimleri ekranda yer alan cisimlerle ve karakterlerle kombine bir şekilde kullanmanızı tavsiye ederim. Beklenmedik sonuçlarla karşılaşabiliyorsunuz. Oyunun ilerleyen bölümlerinde karşınıza çıkan karakterlere sadaka vererek bölüm geçmenizi sağlayacak aksiyonlar alabiliyorsunuz.

Karşınıza çıkan karakterlerle konuşmak için, karakterlerin üzerine iki kez tıklamanız yeterli. Karakterlerle farklı diyaloglara girebiliyorsunuz. Bazı durumlarda direkt olarak konuya girebilir, bazı durumlarda biraz muhabbet edip ardından amacınız olan konuya girebilirsiniz. Fakat bu karakterlerle uzun uzun konuşmanızı tavsiye ederim. Sizlere ilerleyen bölümlerle ilgili çok önemli ipuçları verebiliyorlar.

Hector_Dialogue

Oyunun grafikleri karikatür tadında ve çok güzel. Karakterlerin seslendirmeleri de ayrıca çok başarılı. Oyunun iTunes açıklama metninde yazana göre oyunda kullanılabilir 397 interaktif cisim ve 2421 satırlık seslendirilmiş metin yer alıyor. Zaten oyunun 197 MB’lık büyüklüğe sahip olması da bu durumu fazlasıyla açıklıyor :)

Hector_Around

Bu tip büyük boyutlu iPhone oyunları bende nadir de olsa crash ediyor. Belki iPhone 3G kullanıyor olmamdan kaynaklanıyor, beni 3GS’e geçmeye zorluyor bu oyunlar ama ne yazık ki Hector : Badge of Carnage oyunu da nadir de olsa crash edebiliyor. Ayrıca oyunda çok fazla İngilizce metin olması da biraz da olsa İngilizce bilginizin olmasını zorunlu kılıyor. Şunu da belirtmeliyim ki oyunda bazı sahneler ahlak sınırını da görseller ve kullanılan dil olarak zorlayabiliyor.

Hector_Man

Oyunla ilgili daha fazla ipucu vermek ve anlatmak istemiyorum çünkü oyun keşfedilmesi gereken, üzerine emek harcanması gereken bir oyun.

Sonuç olarak oynarken eğleneceğiniz, puzzle’ları çözebilmek için sizleri düşünmeye sevk eden, grafik ve ses özellikleri açısından son derece başarılı bir oyun sizleri bekliyor. Hector : Badge of Carnage‘ App Store’dan aşağıdaki linki kullanarak 3,99$’a satın alabilirsiniz.

İyi eğlenceler ;)

itunes_app_store

Oyun deyince herkes öncelikli olarak görsel bir şeyler arar. Bir çok oyunla ilgili değerlendirme yaparken de ilk kriter “görseller, grafikler” olur. Peki oyunda hiç bir görsel olmaz, sadece “ses” olursa ne olur ?

Fakat bahsedilen “ses” öyle bildiğimiz seslerden değil. Bir ara internette Virtual Barbershop adında bir ses dosyası geziyordu (buraya tıklayıp dinleyebilirsiniz). Kulaklığı takıyordunuz, dinlerken gözlerinizi kapattığınızda gerçekten de bir berber dükkanındaymiş gibi hissediyordunuz kendinizi. Çünkü sesin tam olarak nereden geldiğini anlayabiliyordunuz. Hatta öyle bir an vardı ki, berber kulağınıza bir şeyler fısıldıyordu ve bir anda irkilip gerçekten yanınıza birinin geldiğini ve kulağınıza bir şeyler fısıldadığını sanıyordunuz.

Kullanılan teknolojinin adı “Binaural Sound“. Farklı kayıt yöntemleriyle sesler çeşitli açılardan kaydediliyor ve etrafınızı saran bir “ses” ortamının içinde buluyorsunuz kendinizi. Başka bir ifade ile görüntü teknolojisinde kullanılan “IMAX deneyimi” ses teknolojisinde bir bakıma “Binaural Sound” kavramına denk geliyor.

Papa Sangre de bu teknolojiyi kullanan ilk mobil oyun olma özelliğini taşıyor. Amacınız tamamen karanlık bir ortamda sadece “ses”leri duyarak sevdiğiniz kadını Papa Sangre’nin karanlık dünyasından kurtarmak ve sonunda ışığa ulaşmak. Sağa mı gitmeliyim yoksa sola mı gitmeliyim, ilerliyim mi yoksa durayım mı gibi kararları verebilmeniz için sesleri “iyi” bir şekilde duymalı ve buna göre karar vermelisiniz. Binaural Sound teknolojisini en iyi şekilde hissedebilmek için oyunu kulaklıkla oynamanız gerekiyor.

Oyun henüz App Store’da yer almıyor, şu anda geliştirme aşamasında fakat oyunun resmi sitesi üzerinden veya aşağıdan bir buçuk dakikalık trailer’ını “kulaklıklarınızı takarak” denemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Bakalım Papa Sangre iPhone oyun dünyasında yeni bir çağ başlatabilecek mi ???

WordPress.com'dan blog alın. | Tema Motion, volcanic tarafından yapılmıştır.
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.